Bu blog; hayatımıza girdiği 15.Haziran.2004 tarihinden itibaren bir daha asla canımızın sıkılmasına izin vermeyen dünya güzeli kedimiz, tüylü meleğimiz, kocakafamız, Notiksimiz, tombiksimiz ve daha sayamadığım bin türlü sıfata sahip Nohut'a adanmıştır.

24 Ocak 2012 Salı

Mutlu Yıllar


Kocaman mavi-yeşil gözler, kestane rengi düz saçlar, ince uzun bir boy, güzel bir yüz, güzelliğinin farkında, az havada bir burun.

Ne hikmetse, yasak olmasına rağmen hergün ısrarla beyaz spor ayakkabı ve beyaz spor çorap giyip, Ethem ve Şenay hocalar engelini aşabilen bir yetenek.

Hangi akla hizmet bilmem seni sınıf başkanı seçmemiz. "Susunuz lütfen" diye bağıran sesin.

Sıraya iyice abanarak, sol dirseğe yaslanmış, yarı yatar pozisyonda ders dinleme-me-n. Şenay Hn.'ın "kızım düzgün otur" demesiyle şöyle bir toparlanıp sonra tekrar kaykılman. Lisedeyken az tanıdığım ama yine de sevdiğim güzel arkadaşım.

Üniversitede Halk Oyunlarına birlikte gitmemiz. Senin daha eski bir geçmişin olduğu için neredeyse bütün yöreleri bilmen. O burnun, havadan bir türlü yere inmemesi. Ben Ünal Hoca'nın öğrencisiyim, ayrıca bu işin kitabını yazmışım tavrın. Bütün hocaların seni ekibin başına geçirmesi. Sıra düzeninde oynarken bile hafif kendini öne çıkarıp, sırayı bozuşun. Tüm erkeklerin sana hasta olup, kızların çoğunun sinir olması(kıskançlık:). Sonra dörtlümüzün tamamlanması. Son senemizde bize küsmen(küsünce de ne gıcık olursun). Neden küstüğünü bir türlü çözemememiz. Sene sonu gösterisinde, bize küs olmana rağmen kıyafetleri giyerken bize yardım edişin. Çengelli iğneleri tuttururken bilerek etimize etimize batırman. Bu küsmenin sebebini çok sonra öğrenip, bir de üstelik bir yanlış anlama yüzünden o iğnelerin etlerimize batırıldığını anlamamız. Her içki muhabbetimizde, azıcık kafalar güzel olduğu an, "ya sen nasıl bize küsmüştün" diye başlayıp tekrar tekrar hatırlanan o günler. "Gıcıksın sen kızım"lar. "E ne yapalım ben de böyleyim"ler.

Sırf kompozisyon sınavlarından iyi not aldığım için yazar olacağıma içtenlikle inanman ve beni her zaman desteklemen. Şimdi de 2 gün bloguma yazmasam yazı nerede diye soracak kadar hala bana umut beslemen.

Ağlamanın zayıflık göstergesi olduğuna inanman, hiç ama hiçbir zaman ve hiçbir şey için insanlar önünde gözyaşı dökmeyi kendine yakıştıramaman, ancak oğlunun ders çalışması için verdiğin mücadele ve onun geleceği adına endişelerinden bahsettiğin bir anında kendini bırakıvermen.

Her zaman, mantıklı, gerçekçi, acı ve doğruları söyleyen bir dost olman, ama her zaman her dertte ne olursa olsun elini uzatman.

Cep telefonunu asla yanında taşımaman, evde emniyetli bir şekilde durmasını tercih etmen, sonra da niye aramıyorsunuz diye tavır yapman

Sataşmaktan ve kızdırmaktan en çok hoşlandığım, büyük Türkçe üstadı, canım arkadaşım, kardeşim, dert ortağım, yoldaşım.

Mutlu yıllar Meltemim, iyi ki doğdun. Seni çok seviyorum.

21.1.2009

5 yorum:

Adsız dedi ki...

Canım arkadaşım çok teşekkür ederim.
Daha çok uzun yıllar beraber olmak dilegiyle ...

Türkçe üstadı :)

Adsız dedi ki...

Çok beğendim, eline sağlık. Can arkadaşımız bu kadar iyi anlatılamazdı. Birini yazmak, hem de bu kadar uzun süre ve bu kadar yakından tanıdığım biri hakkında yazmak, herşeyiyle, eksisi ve artısıyla, ne zor gelir bana. Hep konuşuruz ama yazmak... Yazmak konuşmaktan daha fazla yürek ister. Ne de olsa söz uçar, yazı kalır... O kocaman ve sevgi dolu yüreğine sağlık. Gerçi bu yazdıkların o kadar tanıdık ve o kadar sana ait ki, senin sözlerinin de yazıların kadar kalıcı olduğunu düşünüyorum. Ama yine de, büyük bir sabırsızlıkla kendi doğum günümü bekliyorum.

III.Adsız dedi ki...

Çitlembik çiçeğim, bütün yazılarını merak ve keyifle okuyorum ama 'biz'imle ilgili olanlar daha bir heyecanlandırıyor beni. Eeee ne de olsa 'insanın kendisi hakkında yazması ne kadar zorsa' kendisi hakkında yazılması da o derece keyifli. İşte ben o keyifli cenahtayım. Bak şimdi, bu yazı benim hakkımda olmasa da, nasıl da hemen sahiplendim, di mi? Neden bilmiyorum, demeyeceğim, çünkü nedenini biliyorum. Bu hikayeler artık benim de hikayem. Bu kadar yıl bunları konuşarak, anlatarak o kadar çok yaşadık ki, dahil olmadıklarımız da bizim oldu. 'Değerli' arkadaşımızı, öyle güzel anlatmışsın ki, geri kalanlar da gözümde canlanıyor hemen, boşlukları dolduruyorum bir bir. Zira arkadaşımı ne kadar anlatmaya çalışsak da hep eksik kalan birşeyler olacak öyle değil mi? Eeee ondan değil mi ki, yıllardır anlatır dururuz, hala bitiremedik. Bakalım gelecek zaman nasıl hikayeler getirecek bize. Bekleyip görelim...

pisikopati dedi ki...

Kuşlarım ikinize de çok teşekkür ediyorum, beni çok mutlu ettiniz. Kimi zaman size zorla blogumu okuttuğumu düşünüyorum ama sanırım işin gerçeği pek öyle değil, gerçekten istediğiniz için okuyorsunuz ne güzel.

Ancak çarşamba akşamı buluştuğumuzda bizim cadı, özlemin blogundaki yazıya yorum istiyorum sizden dediğinde sanırım benim yazım hakkında değil, kendisi hakkında yorum yazmanızı istiyordu:) Hatırlatayım dedim.

Adsız dedi ki...

Hala bekliyorum. :(

sayaç saydıraç