11 Kasım 2009 Çarşamba

müzük

İnsanlar birçok konuda diğerlerini eleştirip yargılarlar. Ben de türdeşlerimden farklı olmadığım için hakkında ileri geri konuştuğum eleştirdiğim yargıladığım bir sürü insan vardır. Tıpkı bir sürü insanın da beni eleştirip yargılaması kadar normal bir durum bu. Ancak hayatım boyunca yaka silktiğim tek eleştiri türü dinlediğim müzik ile ilgili olandır.

Özellikle de üniversite yıllarında bu "müzik" derdine az kahır çekmedim.

Bir çok yaşıtım gibi siyasi, dini vs. hemen her konuda kafası karışık ve tercihini yönünü belirleyememiş bir 80 dönemi genci olmama rağmen, müzik ile ilgili hiçbir kafa karışıklığı yaşamamışımdır.
Bu konudaki düsturum da son derece basittir : "dinlemeyi sevdiğim müziği dinlerim"

"Hem Metallica hem de Tarkan dinlenmez!!!"
"Aaaaaa Ahmet Kaya mı dinliyorsun demek solcusun!"
"Türkü mü dinliyorsun demek köylüsün!!"
"Sanat müziği çok bayık" ve türevi bin çeşit eleştiriden gına getirmeme rağmen davamdan dönmedim ve hoşuma giden her müziği dinlemeye devam ettim.

Kalıplarla şekillendirilmiş sosyal yaşantımız içerisindeki en absürd eleştiriyi ise "aaa folklor mu oynuyorsun ama çok şehirli görünüyorsun" diyen birisinden almıştım.

Bugün, belirli tarzlar içinde sıkışıp kalmamız için çabalayanlar eskisi kadar güçlü değil neyse ki. Çeşitli iletişim kanallarının yaşamımıza girmesiyle, insanların haberdar olmadığı, ya da adını duysa bile kendi tarzına uygun olmadığı için dinlemeye tenezzül etmediği bir çok değerli müzisyen tanınmaya, dinlenmeye başladı.

1-2 haftadır facebookta Kanadalı folk sanatçısı Brenna MacCrimmon'un seslendirdiği "yağmur yağar taş üstüne" isimli türküyü muhteşem bir şarkı diyerek millet birbirine paslayıp duruyor. Aralarında kendisini sıkı rokçu, metalci, bilmemneci diye tanımlayan, yıllarca başka tarz bir müzik dinlemeyi bırak, başka tarz müzik dinleyenleri bile reddeden zihniyetin böyle yumuşadığını görmek hoşuma gidiyor ne yalan söyleyeyim.

Ha tabii bir de hiçbir şekilde müzik gurusu olmamama rağmen Brenna teyzeyi taaaa 1999'dan beri dinleyen bir hayranı olarak, bu tatlı kadının değerini zamanında farketmenin haklı gururunu da taşıyorum:)

10 Kasım 2009 Salı

ugg-h

Sokakta karşıma çıkan her 5 kadından 4ünde görünce artık yazmam kaçınılmaz oldu. Gerçi perşembenin gelişi çarşambadan belliydi; geçen kışın sonlarında Kanyon cemaatinde tek tük görülüyordu ama tüm yurdu saracak salak fenomenlerden birisiyle daha karşı karşıya olduğumuzu düşünememiştim açıkçası.

Kendi eşim de dahil etrafımdaki tüm erkek arkadaşlarımın ağız birliği ederek söyledikleri gibi "bir kadının kendini çirkinleştirmek için giyebileceği daha korkunç bir ayakkabı olamaz" fikrine sonuna kadar katılıyorum.

Tamam ben kendim de bir moda ikonu, zevk stil sahibi biri olduğumu iddia etmiyorum ama Grönland'da kutup ayısı avlamaya çıkan (kutup ayısı grönlandda olmaz mrönlandda olur demeye hazırlanan neyşınıl ceyografik kardeşler hiç ağzınızı açmayın teşbihimsi yapıyorum şu anda) erkeklerin giyebileceği türden kaba saba bu çizmelerin üstelik de bacakları ince mi kalın mı çok da düşünmeyen, daha da kötüsü büyük çoğunluğunu kalınbacaklı hemcinslerimin oluşturduğu T.C. vatandaşı kadınlar tarafından giyilmesi çok acı.

Buradan devamla bu marka bağımlılığın, insanın kendisine yakışsın yakışmasın, maddi durumu elversin elvermesin moda olan, marka olan şeylere bağımlılığının önü alınmadıkça kapitalist rejim asla çökmez. Pazar günü bir kitapevinde dolaşırken bir köşede Moleskine marka ajandaları gördüm. Daha önceden de gördüğüm beğendiğim defterleri vardı ama hiç satın almamıştım. Bu aralar zaten çok keyifsizim, canımın içi de "gel sen zaten defter hastasısın sana 2010 ajandası alayım biraz moral olur sana" dedi. Ben de hemen atladım tabii gittim kırmızı kaplısını seçtim tam kasaya gidiyoruz fiyat etiketini gördüm 47 TL. Bir defter, içine notlarını yazacağın üstünde günlerin olduğu basit bir ajanda hepi topu ve 47 TL. Söyleyecek söz bulamadım bir anda, alamaz mıyız o defteri, tabii ki alabiliriz ama alamayız. Üzerinde Moleskine yazan ve bir marka ama ondan da ötesi aslında bir statü sembolü haline gelen bir deftere 47 TL vermeyi içime sindiremedim.

Bir kez daha mevcut düzene sövüp sayarak oradan çıktık.

Oh be ne zamandır elim yazmaya gitmiyordu bir anda döküldüm çok da rahatladım.

02 Kasım 2009 Pazartesi

...

25.Ekim.2009

sonrası
hiçlik
boşluk

20 Ekim 2009 Salı

sessiz kalma suça ortak olma

http://www.sessizkalmasucaortakolma.com/dilekce/dilekce_detay.asp?id=70&DURUM=2

18 Ekim 2009 Pazar

flamboyan handmade notebooks

Çok severek okuduğum bloglardan biridir TeyzenTeyfik. Bir tesadüf eseri keşfettim önce, sonra adına vuruldum, yazdıklarını da sevdiğim için düzenli takip ediyorum.


Geçtiğimiz günlerde şu yazısında bir soru sormuştu ben de cevabını yazmıştım. Bunun üzerine bana kendi üretimi elyapımı defterlerinden yollamış

Benim gibi bir defter delisini sevinçten havaya uçuracak bir armağan. Çok çok teşekkür ederim Teyzenciğim, kaç gündür hastaydım bir türlü yazamamıştım teşekkürümü.

Gün geçtikçe farkediyorum ki blog yazmaya başlayarak çok güzel bir şey yapmışım. Tanıdığım, tanımadığım bir sürü arkadaşım oldu. Birbirini hiç tanımayan ve belki de asla tanımayacak insanlar arasında bir iletişim ağı ve buluşma mekanı bloglar ve ben blogdostlarımı çok seviyorum.

iyi ki varsın dovee:)

Har

Büyük A. gökyüzünde.

Lizara aldığı canların çığlıklarını duymamak için sağır.

Tefail kendini dünyevi zevklere adamış bir melek.

Bulutlar yeryuvarla gökyüzündeki kutsal varlıklar arasındaki ofisboylar.

Netamiye yeryuvarın doğusunda bir ülke. Netamiyede Netamlar var, ülkenin doğusunda da Xırbolar var. Netamlar ülkenin doğusundaki bu Xırbolarla savaş halindeler her daim.
Binyıllar boyunca yeryuvara envai çeşit peygamber gönderilmesine rağmen yeryuvarın heryanı dert dolu, problem dolu.
Derken bir gün Büyük A. yeryuvarın doğusundaki bu Netamiye ülkesinde yeni bir aday olduğunu açıklıyor. Bu yeni adayı koruyup kollama görevi de bizim ofisboy bulutlara veriliyor. Bu prestijli görevde insan kılığına girip yemek yeme şansı da var. Gel gör ki bizim aday doğuda Xırbolarla savaşırken alnının taam ortasından şak diye vurulup ölmesin mi? Ölsün. Ofisboy bulutlar da yüzlerce yıldır oradan oraya gayesizce sürünmekten bıkmış, tam ellerine güzel bir fırsat geçmiş bu işi başarıyla hallederlerse terfi edip yeryuvarın batısında süzülme şansları olabilir (evet evet yeryuvarın batısı aynı bizim yeryüzü gibi çok gelişmiş, çok zengin, bir cennet adeta:). Bu fırsatı kaçırmamak için adayın bir tane mal kardeşi var hiç bir işe yaramayan. Aday diye bunu kakalıyorlar Büyük A.'ya...ve olaylar gelişiyor.

Son zamanlarda okuduğum en güzel kitap. Başka da söyleyecek sözüm yoktur.

16 Ekim 2009 Cuma

Nazik Hanım

İsmi ile müsemma bir insandır benim annem. Adı gibi "nazik" tir. Bu adı koyarken kızları için olabilecek en güzel ismi bulduklarını eminim düşünmemiştir dedem ile anneannem. Başkalarına karşı değil hem bize karşı da her zaman çok nazik ve ince düşünceli bir insandır.

Dünden beri biraz nanemollayım. Sabah biraz fazla uyuyayım akşam da biraz erken evde olayım diye berbat kokmasına rağmen bir haftadır metrobüsle işe gidip gelmemin ödülü olarak kafam kadar bir grip virüsü damarlarımda dolaşıyor.

Sabah baktım işe falan gidecek hal yok bende, evde kalsam kendime bakamayacağım hemen annemlere gittim. Hastayım geliyorum diye haber de verdim evden çıkmadan, geldiğimde eski yatağım yapılmış hazır bekler buldum beni.

Anneciğim besleyici olsun diye öğle yemeği olarak mercimekli çorba yapmış sıcacık dumanları tüten. Aşağıda tepsimi görüyorsunuz. Çekirdekleri çorbaya düşmesin diye limonu bir nikah şekeri tülüne sarmış.

Böyle güzel, düşünceli ve şık bir hareket olabilir mi. Şu hasta halimde hem gülümsetti hem de ağlattı beni Nazik hanım.
Canım annem seni çok seviyorum.

06 Ekim 2009 Salı

hayvansever bir yazı

Dünyadaki en hayvan düşmanı laf nedir sizce?

-hayvanlardan nefret ediyorum!! mu? İtalik

Bence dünyadaki en hayvan düşmanı laf, hadi dünya belki abartılı olur ama güzel Türkçemizdeki en hayvan düşmanı laf,

- o kadar kedi köpeğe bakacağınıza kimsesiz bir çocuğa bakın'dır.

Peki dünyanın en kendini beğenmiş cümlesi hangisidir?

- Alemlerin en üstün yaratığı insan.

Peki en korkunç insan türü hangisidir?

Alemlerin en üstün yaratığının insan olduğuna inanan ve hayvan bakacağına kimsesiz bir çocuğa bakın diyen öğretici ve kendini beğenmiş insan türü.

Herşeyden önce içinde yaşadığımız dünyanın egemen türü olmamız en üstün yaratık olduğumuz anlamına gelmez, olsa olsa en zorbası olduğumuz anlamına gelir çünkü hiçbir egemenlik sevgiyle, kardeşlikle elde edilmez. Güç, gerçek veya mecazi de olsa mutlaka kanla elde edilir. İnsanlık tarihinde şöyle yüzeysel bir gezinti bile kan dökme konusunda birinciliği dünyadaki başka hiçbir türe bırakmadığımızın en güzel göstergesidir.

Ayrıca madem insan bu kadar üstün bir varlık neden kimsesizler yurdu var, çocuk esirgeme kurumu var? Daha da ayrıca, bana bunu söyleme hakkını kendinde gördüğüne göre sen hafta sekiz gün dokuz darülacezedesin ve bütün gelirini de kimsesiz çocukların bakımına eğitimine ayırmış durumdasın.

Sen benim merhametimi ve sevgimi nereye kime nasıl dağıtacağımı belirleyemezsin. Nasıl dağıttığımı da bilemezsin.

Ayrıca Şili'de yaşayan bir kedi ile Şişli'de yaşayan bir kedi yanyana geldiklerinde hemen birbirlerini anlamalarına rağmen, aynı ülkede yaşayıp aynı dili konuştuğu halde birbirini anlamaktan aciz olan insan türü mü en üstün yaratık?

Neredeyse hemen tüm köpek cinsi insanların dilinden anlamasına rağmen bizim onların ne dediğini çoğunlukla anlamamamıza ne buyrulur?

Herkes bildiği ve inandığı yolda yürüsün ama birbirinin tercihlerine de saygı duysun lütfen.

Doğal yaşam alanlarını yokettiğimiz, özellikle büyük şehirlerde yemeksiz ve susuz bırakıp bir de üstüne hava kirliliği, gürültü, trafikte ezilme tehlikesi gibi bin türlü dert eklediğimiz hayvanları bırakın da birileri sevsin.

Veterinere kedi köpek getiren herkes bir Paris Hilton değildir. Sokakta kedi köpek kuş besleyen insanların çoğu kendi rızıklarından bir parçayı paylaşırlar.

Onun için karşıma geçip de insan tabii ki hayvandan kıymetli demeyin. Bu kadar kendini beğenmişlik herşeyden önce en üstün varlık olduğunu iddia ettiğiniz insan türü için büyük bir kusur.

02 Ekim 2009 Cuma

Farsça

Geçen gün bloguma da eklediğim Mohsen Namjoo'yu dinlerken bir şeyi bir kez daha farkettim. Aynı bölgenin dilleri olmalarına rağmen Kürtçe ve Arapça, Farsça kadar güzel diller değiller.

yaşlı teyzeye cevabımdır

Çaresiz kalmadıkça metrobüse binmiyorum çünkü berbat kokuyor. Sır bu yüzden işime çok yarayacak, bana büyük zaman kazandırarak hayatımı kolaylaştıracak bu alternatifi nadiren tercih ediyorum maalesef. Bir önceki akşam çok yorgundum vapura yürümeyi gözüm kesmedi metrobüse bineyim dedim. Zaten binişteki itiş kakış da ayrı bir yazı konusu ama ne yapalım deyip sineye çekiyoruz. Karşılıklı dörtlü koltuk sırasında boş olan bir yere oturmaya çalışırken kadının biri elindeki gazeteyle hafifçe bacaklarıma vurdu "orayı ben şeytmiştim" derken diğer 2 kadın arkadaşına bağırarak seslendi. Acayip sinirlendim ama hiç oralı olmadım kadına da cevap vermeden koltuğa oturdum. Zaten hastalıktan yeni kalkmışım 2 gün işe gelemediğim için bi tomar iş birikmiş bütün gün dötümden ter damlamış kalan ruhumu da teslim etmişim, ceset halindeyim. Bir de 3 kakalak kadınla uğraşamayacaktım. Zaten işe yaramaz gereksiz gevezelerdenimdir ben. Hoppidi zıppidi şeylerde hiç susmam ama iş hak aramaya hatta gerektiğinde çaçaronluğa gelince "püf" diye sönerim.

Neyse 3 kadın karşımdaki ikili koltuğa yarımşar kıçla oturdular. Beni döven ! teyze diğer arkadaşlarına "ben size yer tutuyordum ama ağır kaldınız hanımkız oturdu" dedi. Ben yine hiç oralı olmuyorum. Diğer teyzelerden biri bana bakarak "e ne yapsın gençler de haklı bütün gün çalışıyorlar biz keyfe geziyoruz" dedi. Şimdi teyzem sen bana iyi bi şey mi söyledin laf mı soktun ben anlamadım ki. Ve evet ayrıca bütün gün geziyorsunuz keyif yapıyorsunuz. Bi dilim börek daha az yeyin de günden biraz erken kalkın. Mesai çıkışlarına denk gelen saatleri ne diye işgal ediyorsunuz! Ve evet ben ve benim gibiler gayetle de ve fena halde haklıyız. Sabahın 6'sında kalkıyorum ben her sabah. Eve geldikten sonra da mesaim bitmiyor şeker dezzem. Hafta içi gecede 5 - 5.5 saat uyku ile idare ediyorum. Senin kinayeli konuşmana hiç ihtiyacım yok yani.

Biri bana böyle edep, ahlak dersleri vermeye çalıştı mı ifrit oluyorum, güzellikle iyilikle gönülden yapacağım varsa da bişeyi sırf inadımdan yapmıyorum.

Ayrıca senin kadar yaşlı olmasam da ben de 37 yıldır yeryüzünde bu bedeni taşıyorum, 19 yıldır da bilfiil çalışıyorum, otobüste oturmaya da kendimde gayet güzel hak görüyorum tamam mı teyze, çek o gazeteyi de bacağımdan yediririm onu valla sana!!!!!

eski güzel günler

eski güzel günler
Nohut ve Kırpık birarada